Avrupa Birliği ile altı ülke, uluslararası hukuku ve çok taraflı sistemi desteklemek üzere yeni bir diplomatik adım attı. New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu kapsamında bir araya gelen taraflar, "Çok Taraflılık İçin Ortaklar" (Partners for Multilateralism) adını taşıyan girişimi kamuoyuna duyurdu.
Girişimin kurucu ortakları ve hedefleri
AB Konseyi tarafından paylaşılan resmi bilgilere göre, küresel işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan bu girişim yedi aktörün eş sponsorluğunda hayata geçirildi:
- Avrupa Birliği (AB)
- Avustralya
- Barbados
- Brezilya
- Kanada
- Hindistan
- Kenya
Açıklamada, farklı coğrafyalardan gelen bu ülkelerin ortak bir zeminde buluştuğu belirtildi. Mevcut küresel meselelerin hiçbir ülkenin tek başına hareket ederek çözemeyeceği bir boyuta ulaştığı kaydedildi.
Ortak yanıt gerektiren küresel başlıklar
Ortaklığın temel hedefinin uluslararası kuralları korumak, çok taraflı koordinasyonu artırmak ve toplumlar için refah ile barışı kalıcı kılmak olduğu vurgulandı. Çalışma alanları arasında iklim değişikliği, küresel sağlık politikaları, teknolojik dönüşüm süreçleri ve uluslararası güvenlik başlıkları yer aldı.
Konseyin açıklamasında, çağın getirdiği bu sınamalara ancak ortak bir iradeyle karşılık verilebileceği ifade edildi. Birlikte hareket edildiğinde paylaşılan ilkelerin somut çıktılara dönüştürülmesinin kolaylaşacağı aktarıldı.
Antonio Costa: BM'yi güçlendirmeyi hedefliyoruz
AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde gerçekleştirdiği basın toplantısında girişimin niteliğine dair değerlendirmelerde bulundu. Avrupa Birliği'nin İkinci Dünya Savaşı yıkımının ardından barış ve refah inşa etmek üzere kurulan bir yapı olduğunu hatırlatan Costa, dünya genelindeki müttefiklerle işbirliğini derinleştirmekte kararlı olduklarını söyledi.
Costa, bu adımın Birleşmiş Milletler mekanizmalarının yerini alma amacı taşımadığını, bilakis BM başta olmak üzere tüm çok taraflı kurumları desteklemeyi ve tahkim etmeyi hedeflediğini dile getirdi. Mevcut sorunların kolektif bir yaklaşımla ele alınmasının bir tercih veya idealizm değil, somut bir zorunluluk olduğunu ifade etti.